KENDİNİ GÖRMEK

03:21





Yazıyı okumaya başlamadan hemen bir kağıt kalem almanı ve şu sorunun cevabını 10 kelime ile tarif etmeni istiyorum. “Sen kimsin?” Kendini tanımlamak için hangi kelimeleri seçerdin? Peki ya bu tanımlamayı neden seçiyorsun?

Bebek doğar, kucağa alınır, öpülür koklanır ardından tanımlamalar, analizler hemen o anda başlar. “Çok tatlı, gözleri renkli olacak, babasına benziyor..” Bebek büyürken yorumlar ve etiketler devam eder. “Çok akıllı, çok güzel, çok huysuz hiç uyumuyor, çok zor hiç yemiyor..” Çocuk büyüdükçe okulda, evde, sokakta hiç durmadan bombardımana uğrar. Gençlik dönemlerinde içinde bulunduğu sosyo-kültürel gruba göre şekillenmeye başlar. Meli'ler, malı'lar, mecburiyetler derken bir gruba dahil olur. Hayatı tanımaya başladıkça seçimleri küçültülerek önüne sunulur ve en kıymetli olduğuna “inandığı” kişilik rollerinden birinin içine girer oturur.

Doğduğumuz günden itibaren etkileşim içinde olduğumuz her insanın yanında bir kişilik seçeriz. Bazen bu etrafımızda gördüğümüz ve etkilendiğimiz rol-modeller olur bazen de bize tanımlamalar yapan kişilerin farketmeden bizi getirdiği nokta olur. Etkileşim içinde olduğumuz her bireyin yanında farkli bir rol seçeriz. Ebeveynlerin yanında evlat, öğretmenin yanında öğrenci, patronun yanında çalışan, güçlünün yanında zayıf, küçüğün yanında büyük, erkeğin yanında kadın, tanıdığın yanında yabancı, fakirin yanında zengin, güzelin yanında çirkin. Bu roller içerisinde her zaman bizi en iyi hissettiren insanların yanında olmayı tercih ederiz. Edindiğimiz bu roller ve taktığımız maskeler bizi kısa süreliğine bizi sahnede alkışlatsa da asla sonsuz gelişime yönelik bir katkılar sağlamaz. Bu kalıplar ve maskeler sırf daha değerli hissetmek için içinde sakladığın o muhteşem varlığın gelişmesine ve ortaya çıkmasına izin vermez. Bu etkileyici kostüm bir bakmışsın seni içinde sıkıştıran ve sen büyümeye çalıştıkça seni ezmeye çalışan kavanozun oluverir. Kendi içinde gizlenen o sonsuz potansiyeli ve sınırsız gücü görebilmek için o kavanozdan bir an önce çıkmak gerekiyor. Burada bir soru daha sormak istiyorum. Hemen şimdi bu ay içerisinde yanında olmak istediğiniz insanları düşünün. “Onların yanında hangi tanımlamayı hissettiğiniz için onlarla olmayı tercih edersiniz?” Eğer bu sorunun cevabı sevgi ile bağlantılı değil ise seçtiğiniz rolleri tekrar sorgulayın.

Peki bizler gerçekten tahmin ettiğimiz ya da sandığımız kişiler miyiz? Kendi içine dönmek ve insanın kendi ile yüzleşmesi yüzyıllardır büyük bilgelerin asıl yolu olmuştur. Tasavvuf felsefesinde insanın iç yolculuğu kendisini bilmesinden geçer. Büyük uzakdoğu bilgeleri kendi yeteneklerini kendi bilgeliklerini bu içsel farkındalığın büyüsü ile ortaya çıkarmışlardır. Fakat insanoğlu kendini görmek konusunda oldukça isteksizdir. Bunun nedeni nedir peki? İnsan kendini görmek istemekte neden bu kadar zorlanır? Cevabı çok basit çünkü insanın dışarıdan kendini görmesi mümkün değildir. Kendi yüzünüzü kamera, ayna ya da yansıma olmayan bir yerde görmeniz mümkün müdür? Davranışlarımızın ya da seçtiğimiz kişiliğin dışarıdaki yansımasını ayna olmadan göremeyiz. Bizim asıl aynalarımız ise dışarıdaki bakış açıları ya da yargılar değildir. Tam tersi bizi tamamiyle yargısız görebilen sevdiklerimizdir. Yargılanmadan, herhangi bir rol ya da kişiliğe dahil edilmeden ürettiklerinizi tüm çıplaklığı ile görebilenleri ve ışığınızın büyümesine yardımcı olanlara sıkıca sarılın. Eğer aynı sevdikleriniz yüzünüzde sizin görmediğiniz kiri ve lekeyi de gösteriyorsa onlara daha da çok sarılın. Çünkü sürekli pohpohlanan ve hatalarını göremeyen bir kişi asla gelişemez ve ilerleyemez. Nerede olduğunu bilmeyen bir insan nasıl yol alır?

Kendini kandırmak aynada gördüğü şeyden hoşlanmayan ve onu değiştirmeye cesareti olmayan kişilerin en sık sahip olduğu savunma mekanizmasıdır. Değişimi kucaklayacak sorumluluğu üstlenmek yerine başkalarını suçlamak ve duyguyu başkasına yansıtmak daha kolay gelir. Yüzleşmek acı verir ve çoğu insan bu acıya tahammül edemediği için rollerini oynamaya devam eder. Olmadığı şeyleri “mış” gibi oynayarak kendi kendini tatmin eder. Tekrar aynı zayıf noktası dokunduğu zaman gene farklı şekilllerde oyuna devam eder ve kendine bu konuyu unutturur. Her seferinde kendi ile arasında yeni bir katman daha koyar. Kendimiz ile yüzleşemediğimiz sürece bulunduğumuz yerde sabit kalmak dışında bir şey ortaya çıkmayacaktır ve aslında dışarıdan nasıl göründüğünü asla bilemeyecektir. 

“Ben” diye bir şey olmadığını fark ettiğinde oyundan çıkar ve şelalenin kaynağına gelirsin.  Dünya denen bu tiyatro sahnesinde kontrol ettiğimizi sandığımız hiçbir şeyi biz kontrol etmiyoruz. Rekabetin bittiği ölümün karşısında hepimiz eşitiz. Bize kalanlar ise;

          1-    Bütün bu serüvende başımıza gelenler karşısında verdimiz tepkiler.
     2-    Bize verilenler ile tecrübelerimizin sonucunda öğrendiklerimiz.
      3-    Bu süre zarfında ne kadar ürettiğimiz ve ne kadar sevdiğimiz. 

Yaşadığımız bu realitede sonsuz olasılıkları keşfedip içindeki ile yüzleşecek cesareti olan herkese gerçek kendini gördüğü saf ve parlak aynalar diliyorum. 

You Might Also Like

0 yorum

Facebook

Instagram

Twitter