MUTLU OLMAK

22:09




Sınıftayım. Öğretmenimin birden bir soru sorduğunu hatırlıyorum. “Çocuklar bizim bu hayattaki ana amacımız nedir?” Hemen parmağımı kaldırdım. Büyük bir özgüvenle cevap verdim. “Yaşamdaki ana hedefimiz mutlu olmaktır.” Tüm insanlığın yüzyıllardır bulmaya çalıştığı cevabı 11 yıllık yaşam sürecimde bulduğumu düşünerek kendimden son derece emindim. “Bizler mutlu olmak için yaşıyoruz.” Acaba doğru mu? Mutlu olmak için mi yaşıyoruz, yoksa seçtiğimiz yaşamların sürecinde mi mutlu oluyoruz?

Mutluluk kavramı gerçekten de yüzyıllardır araştırılan, uğruna savaşlar verilen, içgüdüsel olarak içine çekildiğimiz bir konudur. Son derece basit bir bakış açısıyla biyolojik olarak mutlu olmak vücudun serotonin, endorfin, melotonin, dopamin ve adrenalin kimyasallarını salgılamasıdır. İnsanlar genelde mutlu olmak için bu kimyasalları salgılatacak şeylerin peşinde koşarlar. Bu sebeple dünyanın büyük çoğunluğu bağımlıdır. Acaba bu şeyler onların gerçekten kalıcı olarak mutlu olmalarını sağlar mı?

Bizler henüz evrimini tamamlamamış sonsuz varlıklar olarak hayatımızda büyük bir hedef olarak gördüğümüz mutluluk yolculuğunda olmak ve sahip olmak arasında gider dururuz. Sahip olmak yapmak eylemi ile gerçekleşir. Fakat mutluluğa sahip olamazsınız. Mutluluk satın alınamaz veya herhangi bir yerde stoklanamaz. Mutluluk sadece ol'unur. O nedenle mutluluğa sahip olmak denmez. Mutlu olmak denir. Olmak eylemi ancak kendi merkezinizde gerçekleşir. Sahip olmak egonun ve benlik duygusunun bir ürünüdür. Fakat egomuzdan çıkacak herşey bizi acıya ve boşluğa götürecektir ki tekrar bizi olmaya döndürebilsin.

Kişi merkezine yöneldiğinde tüm gizli sırlar ve saklı bahçeler bir anda ortaya çıkar. Duyulmayan duyulur olur, görünmeyen görünür olur. Mevlana Mesnevi’de bu konu hakkında “Dert ve Elem Kokusu” metninde şunları söyler; “Şükür ve hamd ediş arifi karanlık cisim kuyusundan çekip çıkarır, dünya zindanından kurtarır. Sırtındaki takva atlasıyla ülfet nuru hamd etmesinin nişanesidir. Bu eğreti alemden kurtulmuş, gül bahçelerinde akarsu kenarında yurt tutmuştur. Oturduğu yer yurt, vasıl olduğu makam ve rütbe yüce himmetinin sır sedirinin üstüdür. Orası öyle bir doğruluk makamıdır ki doğruların hepsi de orda latif, neşeli ve sevinçli yüzlerinden belli olarak yurt tutmuşlardır.”  Bu beyitlerde özellikle şükür ve minnettarlık duygusunun önemini vurgulamıştır. Hikayede bir kimse vaktiyle Irak’tan bir hırkayla gelir. Dostları ayrılığı sorarlar. Der ki: "Doğru ayrılık vardı ama yolculuk bana pek kutluydu. Halife bana tam 10 kat elbise verdi, yüzlerce methüsena ona yakın olsun. Onu bir hayli övdü şükürlerde hamitlerde bulundu." Nihayet şükür haddini aştı. Dediler ki: "O zaman senin perişan halin nedir? Bedenin çıplak, başın kabak, için yanmış. Nerede methettiğin emirin şükür ve hamd nişaneleri? O cömertlik padişahını o kerem sultanını övüyorsun ama bu övüşe karşılık ayağında bir ayakkabı, bacağında bir şalvar olmalıydı!" Adam cevap verdi: "Ben bütün verdiklerini dağıttım. Bütün ihsanlarını aldım fakat hepsini yetimlere, yoksullara bağışladım. Mal verdim karşılığında uzun bir ömür aldım. İyi işin yüzlerce alameti görünür.”

İnsanoğlu 3 boyutlu madde evreninde duyu organları ile veri toplar. Beyin bu verileri sahip olduğu diğer verilerle birleştirerek kısayollar oluşturmaya çalışır. Beyindeki tüm fonksiyonlar elektronların snapslardaki yüksek hızda gerçekleşen integral hesapları ile meydana gelir. Peki ya veriler yetersiz ise çıkacak sonuçlar doğru olacak mıdır? Sandığımız şeyler gerçekten öyle midir? Kısayollar yanlış sonuçlara ulaşıyorsa? Neden gerçeği tamamiyle anlayamıyor ve yanılgılara düşüyoruz?

Şüphesiz evrenin mutlak dili matematiktir. Doğayı matematik ile anlamaya çalışan fizikçiler yaşantılarımızın alışılmış dünyasını, duyu ve algılar dünyasını bırakmak zorunda kalmışlardır. Bu çekilmenin önemini anlamak için fiziği fizikötesinden ayıran ince çizginin ötesinde geçmek gereklidir. Gözlemci ile gerçek, özne ile nesne arasındaki bağlantıları ilgilendiren sorular sağduyunun doğuşundan beri filozof ve düşünürleri uğraştırmıştır. Peki ya duyularımız yanılıyorsa? Yirmi üç yüzyıl önce Demokritos şöyle yazdı: “Tatlı ve acı, soğuk ve sıcak ve bütün renkler gerçekte değil düşüncede yer alırlar. Büyük Alman matematikçi Leibnits ise yalnız ışık, renk ve sıcaklığın değil hareket, biçim ve genişliğin de ancak görünüşte nitelikler olduğunu kanıtlayabilirim dedi. Böylece zamanla filozoflar ve bilim insanları şu şaşırtıcı sonuca vardırlar. Her nesne yalnız niteliklerinin bir toplamı olduğuna göre ve nitelikler de yalnız zihinde var olduğunda göre madde enerji atomlar ve yıldızlardan meydana gelen tüm nesnel evren ancak bilinçte bir kuruluş olarak vardır. Cam bir prizma ile güneş ışığını bir perdeye yansıtıp gök kuşağı renklerini görmüş olan herkes görülebilen ışığın tüm dağılma alanlarına bakmış demektir. Çünkü insan gözü yalnız kızıl ile mor arasında düşen bir yayılma şiddetine karşı duyarlıdır. Görülebilen ve görülemeyen ışık arasındaki bütün ayırımı yapan dalganın uzunluğudur. İnsanoğlunun görebilme sınırlarının çok üstünde bir gerçeklik vardır. Biz onları göremediğimizde bizim için var olmuyorlar. Yaşamdaki gerçekliğin varlığı eksik duyularımızda bulutlanan izlenimlerdir. Hiç kimse kendisinin gördüğü "kırmızı" ile ya da “do” notasını duyuşunun başka bir insanınki ile aynı olup olmadığını bilemez. O nedenledir ki eğer mutluluğumuzu ve geleceğimizi kısıtlı algı seviyemize ve eksik datalara bırakacak olursak yaşamdaki seçimlerimizi azaltmış, mutluluk olasılığımızı şansa bırakmış oluruz.

Mutluluğu aramaya başladığınızda kendinize sizde olmayan bir yokluk mesajı verirsiniz. Böylece kendinizde olan bir şeyi başka yerde aramaya çalışırsınız. Kendinize verdiğiniz bu mesajlarla birey kendisi dışında başka kişilere, durumlara ve koşullara odaklanmaya başlar. Koşullandırılmış sistemlerle o süre zarfında elde edilenler ise tahmin edilen mutluluğu sağlamaz. Harcanan zaman, enerji ve emeğin de bir bedeli olduğu için bireyler daha büyük hayal kırıklıkları yaşarlar. Beyninizin size mutluluk vadettiği hiçbir koşul kalıcı değildir. Bu arzuların ve koşulların gitmesine izin verirseniz şimdideki neşe ve mutluluğu kendi merkezinize odaklanırsanız ilerlemeye başlarsınız. Mutluluk kalpteki aşkın alevlenmesidir. Mutluluk düşünerek değil hissedilerek ortaya çıkar.

Kısıtlı algı seviyelerimiz ile görülebilen ve görülemeyenin arayışı içerinde iken yapılan mutluluk araştırmaları içerisinde insanlığın şu an bulunduğu aşamada ortaya çıkan sonuçlar oldukça dikkat çekici.

2017 Dünya Mutluluk Raporu'na göre insanların mutluluğunu etkileyen 3 ana faktör bulunuyor.

 Ölçülebilir Boyut: İnsanlığın şu anki gelişim ve bilinç düzeyinde göre ölçülebilir değişkenlere göre genel tatmin düzeyini gösteren boyutudur.

2       Duygusal Boyut: Neşe, stres, endişe gibi hem pozitif hem de negatif duygulara hitap eden günlük tecrübelerle etkilenen boyutudur.

3        Anlamsal Boyut: Yaşamda daha büyük bir amaca ve anlama sahip olmaya odaklanan iyi bir yaşamı tanımlayan “İdeal Olan” boyutudur.

Harvard üniversitesinde 75 yıl süresince yapılan Grant ve Glueck Araştırması'na göre ise aşağıdaki sonuca ulaşılmıştır.

Mutluluk  sevmektir. Yakınlarımız ile kurduğumuz iyi ilişkiler bizi mutlu ve sağlıklı kılar.” 

Bu araştırmaya katılanlar içerisinde kendi yaşamlarında çok yüksek mutluluğa sahip olduğunu söyleyenlerin katıldığı yeni bir araştırma daha yapılmış ve bunun sonucuna göre ise üç temel maddeye odaklandıkları ortaya çıkmıştır. 

  •   Diğerleri için iyilik
  •   Kendin için iyilik
  •   En iyi olduğun şey
Fiziksel alandan enerjetik alana geçtiğimiz şu günlerde odaklandığımız alanları doğru belirlersek daha sağlıklı, daha mutlu ve daha anlamlı bir yaşama sahip olabiliriz. Hepimize sevgi, şükür ve minnettarlıkla dolu, kendimize ve diğerlerine iyiliğe odaklanarak, eşsiz farkımızı ortaya çıkardığımız, en iyi olduğumuz şeyi yaptığımız, sevdiğimiz yakınlarımızla iyi ilişkiler içerisinde anlamlı bir yaşamı seçtiğimiz, her anıyla mutlu ol'duğumuz günler diliyorum.

You Might Also Like

0 yorum

Facebook

Instagram

Twitter