TESSERACT

06:38




Eğer bir kağıda nokta koyarsanız bu boyutsuzdur. Eğer iki nokta koyar ve arasına çizgi çizerseniz bir boyutlu olur. Karşılarına iki nokta daha koyup uçlarından birleştirirseniz iki boyutlu bir kare elde edersiniz. Aynı bu yazıyı okuduğunuz ekran gibi. Eğer bir boyut daha ekleyip yükseklik verirseniz üçüncü boyuta geçer ve bir küp elde edersiniz. İki boyutlu bu ekrandan küpü görmek biraz zordur, anlayabilmemiz için hareket etmesi gerekir. Aynı şekilde üç boyutlu dünyamızdan diğer boyutları görebilmemiz de ancak hareketli bir tahmin ile mümkündür ama tam olarak değil. Dördüncü boyuttaki bir cismin üçüncü boyuttaki şeklini ikinci boyutta üç boyutlu olarak görürüz.




Fizikçiler bilir günümüzde dördüncü boyut zaman olarak bilinmektedir. Yani 3 boyutlu bir kübe dördüncü zaman boyutunu eklerseniz bizim boyutumuzda birbiri içinde hareket eden bir cisme ulaşırsınız, işte bunun ismi “Tesseract”dır. Bu cismin çok boyutlu bir versiyonunu Intersteller filminde Nobel Ödüllü Kip Thorne’nun Cooper’i içine düşürdüğü tesseractında görüyoruz. 5. Boyutta kızı Murphy’nin odasındaki kütüphanedeki sonsuz olasılıklar kapanında kalmıştı. Böylelikle buradan Murpy'ye gönderdiği datalar ile insanlık yok olan dünyadan ayrılarak farklı bir boyutta yaşam kurabilecekti. Filmin fizikçiler için özel hazırlanmış bir de kitabı var. Bu konuda daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.




Bilim insanları toplam 11 boyut olduğundan bahseder. Stephen Hawking’in “Herşeyin Teorisi” kuramında sonsuz sayıdaki eşsin evrenlerin varlığını anlatır. Bu kuramı Ceviz Kabuğundaki Evren kitabında daha detaylı açıklamaktadır. Matematiksel olarak verilerine ulaşılabilen Sicim Teorisi ile bu kuram ispatlanmaya çalışılsa da yerçekimi dışında henüz güçlü bir kanıta maalesef rastlanamadı. Sicim teorisinde maddenin yapı taşı olan kütlesiz varlıkların bir keman teli gibi ipliksi bir biçimde farklı frekanslarda titreştiklerini anlatmaktadır. Aynı konuyu anlatan M (Zar) Teorisi de konuyu benzer bir biçimde ele almaktadır. Paralel evrenleri arasında zarlar halinde birbirinden ayrılan bir mekanizmadan bahseder.




Peki bütün bunlar ne anlama geliyor? Quantum Mekaniği fenomeni olarak bilinen Çift Yarık Deneyi, bir diğer ismiyle Young deneyi ilk olarak keşfedildiğinde bilim insanları tarafından büyük şaşkınlık yaratmıştır. Günümüzde bu şaşkınlık etkisini korumaktadır. Bu deneyi ilk defa Thomas Young adlı bir fizikçi elektron fırlattığı iki yarıktan geçen parçacıkların gözlemci yokken dalga gibi davranmasıyla ortaya koymuştur. Gözlemci varken parçacık gibi davranan elektronlar, gözlemci yokken dalgaya dönüşüyor. Yani elektronlar aynı anda birden farklı yerde olabiliyor. Quantum dünyasında 3. Boyuttan farklı boyutlara açılan kapıları görebiliyoruz. Tüm bu olasılıklar gözlemlendiği anda gerçeğe dönüşüyor.




Olasılıklar bilimi için en harika deneylerden biri de Schrödinger'in Kedisi Deneyi’dir. Sağlıklı bir kedi hava alan bir kutuya konuluyor ve içine Kutuda zehirli bir gaz şişesi bulunsun ve bu gazın şişeden salınmasını sağlayacak mekanizma, bozunma yarı ömrü 1 saat olan bir radyoaktif parçacık ile kontrol edilsin. Bu mikroskobik parçacığın davranışını ancak kuantum mekaniği ile ifade edebiliriz, fakat şimdi makroskobik bir sistem olan kedinin kaderi de artık parçacığın davranışına bağlanmış oluyor. Schrödinger'in iddiasına göre 1 saat sonunda kedinin canlı ve ölü olma olasılıkları eşit. Parçacığın davranışını bilemediğimiz için olasılık %50 olarak hesaplanıyor. Bu teoriye göre eğer gözlemlemezseniz sonucun ne olacağını asla bilemeyeceksiniz. Bu teoriye göre geçmişte ve gelecekte tüm olasılıklar aynı anda gerçekleşir.
   
Peki, elektron gözlemcinin kendisini gözlediğini nasıl anlıyor? Evrenin hangi köşesinde ve hangi fiziksel durumda bulunacağına neye göre karar veriyor? Gözlemin, daha genel ifadeyle bilincin konuyla ilgisi nedir?




Konuyu sosyolojik olarak değerlendirelim. Kendinizi ele alın. Eğer bu evrende bir tek siz olsaydınız sizin varlığınızın bir başka insanda yansımasını görmeden yaşayabilir miydiniz? Soruyu şöyle sorayım; eğer Rumi olmasaydı Şems’in aşk ateşinin bu evrende bir değeri olur muydu? Ya da Rumi onu görmeseydi ateşi var olur muydu?

Gelelim tekrar boyutlara. Eğer hayatımıza yeni boyutlar ekleyecek olursak Platon’un mağarasından çıkabilir miyiz? Matrix’in dışındaki realiteye, sanal gerçeklikteki "Zar Evrenler"in dışına yol alabilir miyiz? Kendi muhteşem olasılığımızı yaratabilir miyiz? Aslında her birimiz 3 boyuttaki bu illüzyondaki tesseract'larız. Kendimizin en iyi versiyonunu yaratmak için atomlarınızı en güzel duygu ile titreştirelim. Kalbimizi takip ettiğimizde göreceğiz istediğimiz paralel evrende yerimizi alacağız. Tüm sonsuz olasılıklarımız bizleri bekliyor. Sadece gözlemle. Nerede olacağına inanıyorsan orada olacaksın. Küçük bir elektron parçasının bile seçim gücü var ise neden senin gibi muhteşem bir beyne ve bedene sahip bilinçli bir varlığın olmasın? Seçim sensin. 




You Might Also Like

0 yorum

Facebook

Instagram

Twitter